Kürt sorununun bugün kördüğüme dönüşmesinde medyanın da büyük payı vardır. Bunun ayrıntılarına ayrıca değineceğim ama önce Güneydoğu’da çatışmaların en yoğun olduğu bir dönemde Sabahve ATV grubunun sahibi olan Dinç Bilgin’in Neşe Düzel’e anlattıklarına kulak verelim.
Kürtlere çok ayıp ettik
Bu sözler Sabah ’ın eski sahibi Dinç Bilgin’e ait. Medyada büyük yankı uyandıran Dinç Bilgin röportajının bence en çarpıcı bölümlerinden biri de Kürt sorunuyla ilgili olan kısmıydı. Nedense bu kısım, tartışmalara pek konu olmadı. Dinç Bilgin’in 40 binden fazla insanın ölümüne neden olan ve hâlâ da can almaya devam eden Kürt sorununda medyanın da pay sahibi olduğunu itiraf etmesi, hemen geçiştirilecek bir konu olmasa gerek. Çünkü sadece orduyu veya sadece siyasetçileri suçlamak doğru değil.
Kürt sorununun bugün kördüğüme dönüşmesinde medyanın da büyük payı vardır. Bunun ayrıntılarına ayrıca değineceğim ama önce Güneydoğu’da çatışmaların en yoğun olduğu bir dönemde Sabahve ATV grubunun sahibi olan Dinç Bilgin’in Neşe Düzel’e anlattıklarına kulak verelim.
Bilgin, “Ben gazete sahipliği yaptığımda, kendi Kürtlerimize çok ayıplar yaptık” deyip ayrıntıları şöyle açıklıyor: “O dönem ‘Bilmem ne dağına F-16’lar ölüm yağdırdı’ manşetleriyle çıktık. Bugün toplumda büyük bir yarılma var ve bu yarılmayı tedavi etmek, korkuları gidermek önce hükümetin sonra medyanın görevi. Bugün medya yaranın üzerine tuz döküyor. Ben bunu yapmazdım. Aksine o yarılmayı tedavi ederdim. Türkiye’yi normalleştirme işinde mutlaka görev almak isterdim. Eskiden niye yapmadım, bilmiyordum.”
Neşe Düzel, “Neyi bilmiyordunuz” diye sorunca Bilgin, Kürt sorununa yabancılığını şöyle açıklıyor: “Çok samimi söyleyeceğim. Yeni Asır’ın sahibiydim. Bir arkadaşımla yürüyoruz. Büyük Efes Oteli’nin önünde ayakkabısını boyattı ve çocukla Kürtçe konuştu. Gazete sahibiyim ve hayatımda ilk defa Kürtçeyi o zaman orada duydum. Mesela İstanbul gelinceye kadar Alevinin kim olduğunu bilmiyordum. Bunu bilmeyen bir adam, toplumu yönlendirecek gazetelerin sahibi... Ermeni meselesini de bilmiyorduk. Hâlâ kızıyoruz. Ermeniler kendi kendilerini öldürmüş sanıyoruz. Bugün, bu farkındalıklarımla farklı bir gazete çıkarırım.”
Kürtlerin yüzünü dağa çevirmesinde medyanın işte o dönemki “F-16’lar ölüm yağdırdı” manşetleri etkili oldu. Dönemin manşetlerini tek tek ele alıp hatırlatmanın eski yaraları deşmekten öte pek anlamı olmaz. Ama Dinç Bilgin’in de bahsettiği “yarılma” yine o yayınların sonucunda oluştu. Bugün Türkiye’de artık iki ayrı ‘kamuoyu’ var. İki taraf da artık birbirini anlamıyor. Biri diğerini duymuyor. Kürtlerin önemli bir bölümünün gündemi Türkiye’dekinden farklı. Kendilerine ait ortak bir duyarlığa, hassasiyete, reflekse ve psikolojiye sahipler. Batıdan bakıp ‘milliyetçilik’, ‘Kürtçülük’, ‘eğitimsizlik’ ve ‘cehalet’ olarak adlandırıp dışladığımız o katı, mesafeli, agresif kimliği, medyanın saldırgan dili ve tahrikçiliği yarattı. Bir günde olmadı elbet. Bir manşetle de tabii ki... Bütün medya bundan sorumlu.
Dinç Bilgin’in özeleştirisinde şu cümle dikkat çekiyor; “Bugün medya yaranın üzerine tuz döküyor. Ben bunu yapmazdım. Aksine o yarılmayı tedavi ederdim...”
Günlerdir Dinç Bilgin röportajını tartışan medyanın bir türlü gelemediği konu da işte burası. Çünkü, medya hâlâ o yaranın üzerine tuz döküyor. Güneydoğu’da çatışma ve gerilim dozu yeniden tırmandığında medya (tümü olmasa da) yine askerden daha asker, siyasetçiden daha siyasetçi kesilip kılıç kalkan kuşanacak, Kürtlere karşı “F-16’larımız ölüm yağdırdı” manşetleri atacak. Yani medya hâlâ tetikte, hazır kıta emir bekliyor.
Peki hiç ümit yok mu?
Var. Türkiye değişiyor. Siyasi sistem yeniden yapılanıyor. Medya da bu değişimi yaşıyor. Ama Kürt sorunu gibi bir konuda çok da değişmiş sayılmaz. Kürtlerin o manşetleri unutmasını ve sindirmesini hemen beklemeyelim. Bunun için daha çok özeleştiri gerekiyor.
taraf
|