Süreç oldukça sancılı geçiyor. Bu sancılı süreç, bir yandan ölümleri getirse de, diğer yandan bugüne kadar Kürdün “K” sini bile ağzına almayan faşist çete elemanlarını bile tek tek konuşturuyor… Ölümlerin olması elbette kabul edilemez bir şeydir. Bu derin çete elemanları geçmişten örnekler vererek ah u vah ediyorlar; neden Sultan I.Abdülmecit biraz daha Kürdistan madalyası çıkartmadı, neden İsmet İnönü Tunceli’nin dışına çıkıp bütün Kürtleri yok ve sürgün etmedi diye hep, yine geçmişteki Türk hükümetlerini suçluyorlar. Son günlerde haber kanallarında konuşulan tek gündem maddesi, kendilerince sorunlaştırdıkları Kürt Halk Gerçekliğidir. Bütün TV kanallarında konuşan şahsiyetlere baktığımız zaman, çoğunlukla DTP geleneğinden gelmeyen ve BDP’li olmayan kişilerden oluşuyor. Bunlar ya parti, ya da sözüm ona araştırmacı Kürt aydını diye geçinen tiplerden oluşuyor. Bu tipler günü birlik yaşamın birer fedaisi gibi, mevcut statükocu güçlerin ekmeğine yağ sürüyorlar. Haber sunucuları bu tiplerin görüşlerini her zaman çok önemli bulduklarını söylüyorlar. Sunucu soruyor: Sayın kişi, “siz bir Kürtsünüz ve ‘özgür düşünen bir insansınız’ yani PKK’nin silahlı mücadelesini ve BDP’nin politika tarzını beğenmeyen bir ‘Kürt’sünüz” diyip bu zerzevatların yine devletin mevcut politikasını bire bir uygulayan AKP hükümetinin ağzıyla konuştuklarını bildiklerinden, kişi konuşunca; Eee bakın bu da Kürt. Ancak BDP’nin isteklerini savunmuyor, diyorlar. Mevcut devlet aklı, kendi Kürdünü yaratmak için, kim bilir belki de her program karşılığında bu kişileri o kanal senin bu kanal benim, bazen de sanal âlemlerde dolaştırıyorlardır. İşin özüne baktığımız zaman, bu tiplerin görüşlerini bire bir savunan tek bir kişi bile bulamazsınız, dedik ya belki de maaş bağlanmıştır. Kim bilir!
Öte taraftan, bir BDP’li milletvekili çağırıp, karşısına da yıllarca Kürt halkına zulüm etmiş, paşa babalarını konuk ediyorlar. Bu paşa babalarının hepsi, yüzyıldır tekledikleri kelime ve cümlelerden farklı bir şey söylemiyor, hiç olmadık ciddi konularda gülerek, bir yerde psikolojik üstünlük kurmaya çalışıyorlar. Tüm kanalların seyri böyleyken, Avrupalardan ve diğer, AKP’li “leşmiş” sistem Kürdünden şahsiyetlere de uzak bağlantı kurup, görüş alıyorlar. Bir BDP’li konuşuyor, bir AKP’li ve Paşa, birde sistemin sözüm ona özgür Kürdü. Konuş babam konuş, BDP’li konuşurken, ne olduğu belli olan Paşa, diğerine; öylemi azizim, sizde Kürtsünüz, aynı mı düşünüyorsunuz, diye sorarak cevap istiyor. Tabi bizim ‘ak u pak’ beyaz Kürt, kaş-göz işaretiyle ve iki arada bir derede “bu söyleyeceğim söz için de ekstra bir ücret alacak mıyım” tarzında bakışmalarla, cevap veriyor. Böylelikle ortam geriliyor ve her tartışmanın sonu yine bildik tarzda çözümsüz kalıyor. Bir yerde yüzde 6 oy alan ve 3 milyonun temsiliyetini yapan seçilmiş milletvekili, diğer yerde yüzyıldır zulüm ve sömürüyü kendine hak bilmiş mevcut sistem elemanları var. Öyle ki özgür kürdün hak arama mücadelesine terör yaftası yapıştırmış ve daha dün iki köy yakılmış ve bugün iki köylü öldürülmüş bir ülkenin iktidar partisi AKP’li bir sistem aşığı ve Paşa var. Bunlar yetmezmiş gibi diğer yerde de, ne olduğu belli olmayan, aslında kanal kanal dolaşmasından da az çok belli olan yine sistem aşığı olanların âşık olduğu ve sistemin ta kendisinin yakından tanıyıp sevdiği sözüm ona, bir Kürt uzmanı var.
TV kanallarında bunlar oluyorken, sistemin seçkin gazetelerinin başyazarları tarafından; ‘PKK yine hortladı’, ‘PKK açılımı baltalıyor’, ‘PKK bu savaşın bitmesini istemiyor’, şeklinde yaygara kopartıp, yine çözümsüz politikalarıyla mevcut sisteme destek sunduklarını açık seçik ilan ediyorlar. BDP’nin bütün Kürtleri temsil etmediğini söyleyerek, Ümit Fırat, Muhsin Kızılkaya, Mehmet Metiner gibi şahsiyetleri ve PKK’ye; koşulsuz silah bırak diyen ve son seçimlerde AKP’ye çalışmış olan, sözüm ona “siparişle gelen”STK’ların çağrılarını dikkate almak gereklidir, diyorlar. AKP’nin Kürt açılımı diye başlayan, Milli Birlik, Bütünlük ve Kardeşlik projesi diye devam eden, sonuçta da iki bine yakın Kürt siyasetçisinin ve dört bine yakın Kürt çocuğunun cezaevine gönderilmesiyle anlaşılan tehlikeli tasfiye planının çökmesi gibi, bu yürütülen tartışma programlarının içeriği de aynı şekliyle çözümsüzdür ve de çökecektir. Hiç bir onurlu insan çıkıp da; yahu BDP Kürtlerin yüzde otuzunu temsil ediyor ve görüşülmesi gerekir, diye görüş belirtmiyor. TC devletinin 87 yıllık döneminde, kültürleri, dili, ekonomisi ve onuru parçalanmaya çalışılan binlerce kızlı-erkekli Kürt genci, gerillaya yani PKK’ye katılmışlardır. Sürecin seyrine göre ve gerilla cenazelerinde intikam, intikam, intikam sloganları eşliğinde katılmaya devam edecek gibi görünen, binlerce genç daha var. Yine haber sunucuları biraz cesaret gösterebilseler ve bu savaşa dur deme adına fedakârlık yapıp haber bültenlerini bir gün boyunca boykot edip, olaya Türk, Kürt ve diğer halkların birlikte ve eşit koşullarda yaşamaları adına tavır sergileseler, bu savaşın şiddeti daha iyi anlaşılır. Hükümet: biz kanal kanal dolaşan kişilerle görüşeceğimize, tüm toplumun önünde masa kursak, Abdurrahman Paşa ve Botan Emiri Mir Bedirxan bey’den bu yana iki yüzyıldır Kürtlere neler yapılıyor, neden hak verilmiyor diye şeffaf bir şekilde tartışsak demiyor, üstüne üstlük hiç olmadığı kadar, tutuklama ve askeri operasyonlarla cevap veriyor. Hatta hükümet, Abdullah Öcalan için “ benim siyasi irademdir” diye imza vermiş üç milyon insanı, irademdir dedikleri Öcalan’ı, PKK ve BDP yetkililerini, dahası Silopi ve Diyarbakır’da toplanan milyonları; “birde biz toplasak, sonuçta da bu gerçekliği tanısak” diye, neden haykırmıyor? Gerçekliği tanımak için, önce ‘Kürt sorunu’ dil alışkanlığını ortadan kaldırmak gerekiyor. Hem Kürde sorun dediler, hem biz Kürtleri, Kürt Sorunu demeye alıştırdılar, hem de sorunlu, onursuz ve kişiliksiz Kürt yaratıp, özgür kürde karşı kullanmaya çalıştılar. TV kanallarında tartışılan konular, elbette hepimizin istediği ve on yıllardır konuşulamayan cesur konulardır. Ancak davet edilen konuklar ve sunucuların belli merkezlerin ağzıyla konuşup taraflı oluşları yüzünden, tıpkı Abdullah Gül’ün ‘Kürt sorununda iyi şeyler olacak’ sözünden sonra tartışılan konular gibi, bir içeriğe sahip oluyor. Ancak yine biliyoruz ki, bir taraftan iyi şeyler olacak söylenirken, diğer taraftan Kürt legal partisi olan DTP ve BDP’li yöneticiler zindanlara tıkıldı. Şimdi yine tartışmalar yapılıyor ve bu tutuklamalar hala bitmiş değil ve üstüne üstlük de bir yandan da imha amaçlı operasyonlar geliştiriliyor.
Abdülmecit süreciyle, Dêrsim süreci aynıyken ve her ikisinde de katliam varken, şimdi de iyi şeyler olacak ile başlayan bu tartışmaların özü boş ve çözüme hizmet etmeyen ve yine devlet aklının bildiğini okuyan ve okuyacağını da gösteren bir süreçtir. Yine, devletleşememiş Kürtlerin vatanını işgal etmek için: Emevi, Abbasi devletleri ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde, Kürdistan topraklarına özel yetkili valiler atarlardı ve en son Sultan I.Abdülmecit’de de olduğu gibi, Kürdistan’ı işgal sırasında görev almış tüm askerlere, Kürdistan madalyasını nişan olarak takmışlardır. Şimdi de Kürdün tarihi değişmemiş ve son 87 yıldır, Kürt coğrafyasında Gladyo, Jitem, Ergenekon, Özel Yetkili Savcı ve Valiler, Özel Harekat Timleri, Hançer timlerini konuşlandırmış, katliamlar yaptırmış ve deyim yerindeyse, Kürdün zenginliklerini elde edebilmek için hala kan kusturuyorlar. Aman Dikkat! Yeni sürecin seyri Abdülmecit dönemine benziyor.
mehmet_serhat_polatsoy@hotmail.com
|