Zincirlikuyu.Net-Internetteki Evimiz
  ANASAYFA     FORUM   FOTOĞRAF ALBÜMÜ   VİDEOLAR     LİNKLER   YAZARLAR   SİTE İLETİŞİM  
Menü
Zincirlikuyu
Tanıtım
Konum
Belediye
Çand û Ziman
Çîrok
Tiştonek
Stran û Klam
Zimanê Kurdî
Naven Zaroka
Mesele û Henek
Gotinen Mezinan
Platform
Anı
Şiir
Kurdî
Görüş
Sanat
Folklör
Söyleşi
Gündem
Araştırma
Kitap/Film
Öykü/Deneme
Site Ekran
Basından Seçmeler
Gazeteler
Telefon Rehberi
Kan Grubu Listesi
Sağlık, Yaşam
Özgün Çekimler
Özgün Albümler

Üye Paneli
Üye Adı
     Şifre
(Üye Ol)

Şu an Bağlı:
Ziyaretçi: 15
Üye: 0
Toplam: 15

Imza Kampanyasi !


Kûrtçe dersler
resime tiklayiniz

Islami Konular

Davetiyeler

Birnebun

2,5 MB...... >>bixwîne


   Kasabamıza hoşgeldiniz!    


TC’nin Siyasi Krizi Bir Sistem Krizidir...M.Emin Arslan





TC’nin yaşamakta olduğu siyasi kriz, bir konjonktürel değil, bir sistem krizidir. Bu krizin hem Türk egemen sınıflar arası ve hem de uluslar arası boyutu vardır. Bu iki boyut, birbirinden kopuk ve bağımsız değil, tam tersine birbirleriyle ilintili ve tümeldir. Sorunun anlaşılabilmesi için, yürüyen Üçüncü Paylaşım mücadelesinde Türkiye ve dünya da yaşanan siyasi krizi kısaca izah etmek gerekir.



Bugün dünya kapitalizmi iç içe geçen iki krizi birlikte yaşamaktadır.



Dünya kapitalizmi, ekonomik ve siyasi ya da hegemonya krizini birlikte yaşamaktadır. Bu iki kriz birbirini sarmalayarak derinleşmektedir. Gelişmiş kapitalist ülkeler kendi krizini çözmek için dünyayı yeniden paylaşma mücadelesine girmişlerdir. Emperyalist-kapitalizmin girdiği süreç pazarlar üzerindeki hegemonyasını netleştirmesini zorunlu kılmaktadır. Hegemonya mücadelesinin asıl alanı Güneybatı Asya’dır. Güneybatı Asya tanımıyla kavramlaştırılan yer Kuzey Afrika, Ortadoğu, Kafkasya, Orta Asya, Uzakdoğu, Pasifik’i içine alır. Güneybatı Asya, emperyalist-kapitalizmine bütünleşme sürecinde ucuz iş gücü, kapitalist ürünleri tüketecek yüz milyonlarca insanı barındıran pazarları, petrol ve doğal gaz yataklarıyla emperyalistler için vazgeçilmez yerlerdir.

Güneybatı Asya’nın ya da hegemonya alanlarının jeo-politik stratejik noktasını Ortadoğu oluşturuyor. Ortadoğu’da hegemonyasını kuramayan bir emperyalist gücün/bloğun Güneybatı Asya’da denetimini kurması mümkün değildir.

Bunu şöyle belirtebiliriz.

1-Ortadoğu, Asya ile Afrika, Asya ile Avrupa, Akdeniz ile Hint Okyanusunun bağlantı alanıdır. Ayrıca Kuzey Afrika, Akdeniz ve Kafkasya’yı birbirine bağlayan yolun geçtiği alandır.

2-Sorun sadece petrol/gaz rezervlerinin kontrolü olmayıp; Ortadoğu’nun kapitalist ilişkilere açılması ve kapitalizme entegrasyonunun sağlanmasıdır. İçine kapalı ve dolaşıma girmeyen İslami bir sermayeye ve kapitalizmin ihtiyaçlarına cevap vermeyen tüketim geleneklerine sahip olan Ortadoğu’nun kapitalist ilişkilere açılması emperyalistler açısından bir zorunluluktur. Sermayenin dolaşımının engellenmesi ve pre-kapitalist tüketim alışkanlıklarının sürdürülmesi geleneksel kapitalizm açısından önemli bir risktir.

3-Ortadoğu’nun karmaşık ve yapay sınır çizgilerinin değişebilirliği üzerinde yükselen siyasal ve toplumsal yapısı, sermayenin dolaşımına engel teşkil etmektedir. Asyatik-despotik gelenekler toplumsal yaşamda kendini sürdürmekte ve siyasal yapıyı belirlemektedir. Emperyalist-kapitalizm açısından sermayenin dolaşımını engelleyen güçlerin ve geleneklerin tasfiye edilmesi bir zorunluluktur.

4-Ortadoğu’da hegemonyanın kurulması sorunu, dünya genelinde emperyalist hiyerarşik dizimi etkilediğinden/etkileyeceğinden, bu ancak ve ancak bir Üçüncü Paylaşım mücadelesiyle mümkündür.

ABD ve müttefikleri hem bu zorunlulukların gereğini yerine getirmek ve hem de, Ortadoğu’da rakiplerine üstünlüğünü kabul ettirmek için Irak’a müdahale etmişlerdir. Bu müdahale ister-istemez Türkiye’yi de etkileyecektir.







Bugün Türkiye kendi tarihinin en büyük iç ve dış siyasi krizini yaşamaktadır.



İttihat Terakki Osmanlı’sının Türkiye Cumhuriyeti’ne dönüşmesiyle beraber en önemli siyasi hedefi Kürdlerin Türkleştirilmesi olmuştur. TC’nin hukuk sistemi, bu siyasi hedef doğrultusunda inşa edilmiştir. Bu nedenle demokratik talepler ve insan hakları, Türkiye’yi tehdit eden bir terör faaliyeti olarak algılanır. Demokratik talepler ve insan haklarının şiddetle bastırılması Türk hukuk sisteminin gereğidir. Böyle bir hukuk sistemi ancak faşist devlet yapısı içinde yaşayabilir. Askeri vesayet rejimi olarak belirtilen rejim, özünde bir biçimde faşizm rejiminden başka bir şey değildir. Çok partililik vakıası bu durumu değiştirmiyor.

Buna karşın Kürd ulusu, TC’nin inkâr ve imha politikasını kabul etmemiş, ulusal hakları için irade ve tercihini defalarca ve ısrarla ortaya koymuştur/koymaktadır. Kürd ulusal direnişinden dolayı TC’nin konjonktürel siyasi krizlerinden bağımsız yapısal bir sistem krizi vardır. TC, bu yapısal siyasi krizinden iki şartla kurtulabilir. Ya Kürdler Türkleşecek ya da Kürdlerin ulusal hakları tanınacaktır. Dünyanın desteğini arkasına alarak ve bu desteğin verdiği imkanlarla her türlü baskı, imha ve asimilasyon politikasını uygulamasına karşın Kürd ulusu, Türkleşmeyi kabul etmedi. O zaman tek çare Kürd ulusal haklarının tanınmasıdır. Bu şart yerine gelmeyinceye kadar TC’nin yapısal siyasi krizi devam eder.

Körfez Savaşı ile başlayan ve devam eden 3.Paylaşım Savaşı sürecinde Türkiye’nin alt-emperyalist bir ülke olmasına yol verilmiştir. Türkiye, G-20 dünya kapitalist ülkeleri arasında 17.sırada yer almakta olup, dünyanın çeşitli ülkelerinde yatırım yapan sermaye gruplarına sahip, Kürdistan’ın en büyük parçasını ilhak ederek sömürgeleştirmiş alt-emperyalist bir ülkedir. Dünyada en çok silah alan ülkelerden biri olarak büyük bir orduya sahiptir. 2008’ın Ocak ayında ABD Kongresi, Türkiye’ye nükleer enerji üretme ve kullanma hakkı tanımıştır. Birçok Avrupa ülkesi Türkiye ile Naboccu enerji taşıma hattı projesini imzalamıştır.

Buna karşın emperyalist güçler tarafından, Türkiye’den bir alt-emperyalist ülke olmasının sorumluluğunu yerine getirmesi istenmektedir.

Bu sorumluluklar Kıbrıs, Ermenistan ve Kürd sorunudur. Türkiye, bu sorumluluklarını belirli sınırlar içinde çözeceğini vaat etmektedir. Ancak gelinen yerde bu sorunları çözmeyeceği belli olmuştur.



Bugün TC, alt-emperyalist bir politikanın değil, emperyalist bir politikanın takipçisidir.





Türkiye’nin ABD ve AB ile olan ilişkisi, emperyalist güçlerle alt-emperyalist ülkeler arasındaki ilişkidir.

Türkiye ile ABD ve AB arasındaki ilişki, “ulusal bağımlılık” veya “ezen ve ezilen ülke arasındaki ilişki” biçiminde değildir. Tam tersine, Türkiye daha güçlü bir kapitalist ülke olmak, sömürü ve paylaşım mücadelesinde daha çok pay almak istemektedir. Bu burjuva bilinçle ABD ve AB ile ilişki içindedir

Emperyalist ülkeler dünya güçleridir. Alt-emperyalist ülkeler bölgesel güçlerdir. Alt-emperyalist ülkeler, gerek bölgesel ve gerekse dünya düzeyinde yürüyen yeniden paylaşım mücadelesinde kendi başına hareket etmezler ve edemezler. Bir büyük emperyalist gücün yanında hareket ederler. Bu paylaşım mücadelesinde gücü oranında pay alırlar. Emperyalist ülkeler ile alt-emperyalist ülkeler arasındaki ilişki bir ortak sömürü ilişkileridir.

Ne var ki Türkiye, İran ve İsrail konusunda kendi başına hareket etmekte ve ABD’nin bazı politikalarına zarar vermektedir. Somut olarak İran’la ilgili olarak yaşanan Uranyum Takası Antlaşması ve BM Güvenlik Konseyi’ndeki ABD teklifine ret oyu verme vakıasında açık bir biçimde ortaya koymuştur.



Türk egemen sınıflarının kıran kırana bir siyasi mücadele içerisinde olduğu doğrudur. Özellikle “Kürt Açılımı” politikasının gündeme gelmesiyle birlikte burjuva egemen sınıfları, değişik anlayışı barındırmakla birlikte bir yanda statükocu ya da faşist, diğer yanda liberal eğilim olmak üzere iki cepheye ayrılmıştır. Bu iki cephe, burjuva iktidar bloğunun egemen ortağı olmak için kıyasıya mücadele içindedirler. Belirtilen dış politika hadiselerinin yaratığı ortamdan dolayı Türkiye’de egemen sınıflar arasında süren mücadele kızışarak yeni bir evreye girmiştir. Nitekim Deniz Baykal CHP liderliğinden düşürülerek tasfiye edilmiş ve yerine bir medya kampanyasıyla birlikte Kemal Kılıçdaroğlu getirilmiştir.

AKP karşısında konumlanan burjuva egemen sınıfları yargı yolu ile, bu olmazsa önümüzdeki seçimlerde AKP’yi iktidardan düşürmek ya da zayıf bir iktidar konumuna getirmek için harekete geçmişlerdir.

Statükocu cephede yer almamakla birlikte yaşanan son hadiselerden dolayı TÜSİAD’ın politikası, hükümetin kontrol edilebilen bir duruma getirilmesi yönündedir.



Bununla birlikte Türkiye’nin son dönemde yaşanan İran politikası, sadece AKP hükümetinin inisiyatifiyle oluşmuş bir karar değildir. Bu TC’nin yani tüm egemen sınıfların müşterek kararıdır. Son dönemde ABD ile AB, İran konusunda ortak bir politikada anlaşmışlardır. İran’a yapılacak müdahale, kendisiyle birlikte Doğu Kürdistan’ın bağımsızlığını gündeme taşıyacaktır. Güney Kürdistan’da federal devlet yapılanması koşullarında İran’a, Irak benzeri bir müdahale Doğu Kürdistan’ı bağımsız bir devlet konumuna getirebilir. En azından eşit haklara sahip bir Kürdistan federal devletin oluşacağı açıktır. İşte bu durum Türkiye’yi tedirgin ettiğinden, müttefiklerine karşı etkin bir dış politika geliştirmiştir. Çünkü Doğu Kürdistan’ın bağımsız ya da federal devlet yapılanması koşullarında artık TC’nin mevcut Kürd politikasını sürdürebilmesi imkân dâhilinde değildir. İran ile Türkiye’yi ortak politika zeminine iten koşul Kürdistan sorunudur. Türkiye ve İran toplumsal ve siyasal yapılanmalarını Kürd ulusal haklarının inkârı ve imhası üzerinde inşa etmişlerdir. Bu iki ülkenin politikasını oluşturan ve belirleyen asıl etken Kürdistan sorunudur.

Kürdistan sorununda İran ve Türkiye, ABD ve AB’nin Ortadoğu politikasına karşı ortak bir politik zeminde her zaman anlaşırlar ve anlaşmışlardır da. Bu da Ortadoğu’nun mevcut statüsünün devamının muhafazası ve korunmasıdır.

O nedenle Türkiye’nin Uranyum Takası Anlaşması ve BM Güvenlik Konseyi’ndeki ABD teklifine ret oyu verme hadisesi, konjonktürel bir yaklaşım değil, karşılıklı bir stratejik yaklaşımdır.



Yukarıda belirtildiği gibi ABD ve AB için Ortadoğu’nun siyasal ve toplumsal yapılanmasını, sermayenin dolaşıma açılması ve tüketim alışkanlıklarını kapitalizmin ihtiyaçlarına cevap verecek bir biçime getirilmesi stratejik bir hedeftir. Bunun için de Ortadoğu’daki ulusal, mezhepsel, dinsel baskıları ve ayrıcalıkları tasfiye etmek ya da katlanabilir duruma getirmek gerekir. Özellikle Kürdistan ve Filistin sorunu bir biçimde çözülmeden Ortadoğu’da siyasi istikrar sağlanamaz. Ayrıca Ortadoğu’nun mevcut statüsünün devamını sürdürmeyi hedefleyen bir siyaset, aynı zamanda dünya genelinde emperyalist hiyerarşik dizimini etkileyen bir siyasettir. Görülüyor ki İran ve Türkiye’nin geleceğe yönelik siyasi stratejisi ile ABD ve AB’nin stratejisi çatışmaktadır.



Kürdistan milliyetçileri/ulusalcıları, devrimcileri ve komünistleri Türkiye’deki egemen burjuva sınıflar arasındaki mücadelede birisinin kuyruğuna takılmamalı ve tarafı olmamalıdırlar. Elbette dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’deki demokratik gelişmeleri özel olarak işçi-emekçi kesimlerin ve Kürdlerin aleyhinde olmamak koşuluyla destekler ve bu bağlamda taraf olur. Devam eden 3.Paylaşım Savaşı süreci, azınlık siyaseti ile ulusal siyasetin ayrışımını getirecektir. Azınlık siyaseti, Türk egemen burjuva sınıfları arasındaki mücadelede birinin kuyruğuna takılarak taraf olmaya yönelecektir. Çünkü azınlık siyaseti; Kürdlerin demokratik ve kültürel haklarını talep eden bir siyaset olarak Türkiyelileşme, İranlılaşma, Iraklılaşma ve Suriyelileşme siyasetidir. Bu nedenledir ki azınlık siyaseti üzerinde kitleleşen her siyasi akım, Kürdlerin temsilcisi sıfatıyla ezen-ulus devleti nezdinde kabulü için diğer Kürd siyasi akımlarına karşı siyasal olmayan mücadele yöntemine başvurmuştur ve başvuracaktır. Kendini ulusal kurtuluş hareketi olarak takdim eden azınlık siyaseti, öznel anlamda olmasa da nesnel anlamda ulusal siyasetin inkârı ve düşmanıdır. Özellikle 3.Paylaşım mücadelesi sürecinde Kürd ulusal hareketi için en büyük tehlike ve ihanet azınlık siyaseti olacaktır. Başta PKK olmak üzere azınlık siyaseti üzerinde yükselen siyasi akımlar, yeniden kendi siyasi muhasebelerini yapmalılar ve yönünü ulusal siyasete çevirmelidirler. Çünkü Kürdistan özgülünde azınlık siyasetinin kaçınılmaz olarak varacağı yer bir manipülasyon aracı konumuna gelmektir.

Kürdistan milliyetçileri/ulusalcıları, devrimcileri ve komünistlerinin önünde duran tarihsel hak ve görevi ise Kürdistan’ın bağımsızlığı ve Kürdlerin devletleşmesi yönünde kararlı bir mücadeleye kalkışmak için siyaset üretmek ve örgütlenmektir.



25-06-2010

M.Emin ASLAN- Amed

m.emin.amed@hotmail.com


  Diğer Haberler
Tavsancali da 4 çocuk cesedi.. Buna Hangi Yürek Dayanır
STK'ların Kürt hareketi ve Kürt sorununa çözüm katkıları neler olabilir? Çetin Ç
Rojda İsveç’in en genç yönetmeni
Barışabildiler, barışabiliriz... Yasemin Çongar
Kürt yıldız, Madrid'le anlaştı
Lozan antlaşmasının ihlali (2) Fikret Yaşar
Kürt sorununda şiddeti aşabilmek.../ORAL ÇALIŞLAR
Halk Yanlış Anlayabilir!/Mehmet Serhat Polatsoy
PKK'yı hafife almanın faturası/ MURAT YETKİN
Büyük insanlar-Ahmet Altan
Lozan Aldatmacası (1) Fikret Yaşar
Kafama sıkar giderim / Şeyhmus Diken
İnisiyatif Öcalan’da... / Can Dündar
Nizanim ez çi bikim....Sinan Bayrak
Daha ne olsun? FIRAT BİLİR
Adını Unutan Ülke: Türkiye....Aris Nalcı
“Ma Ne Olirdi...”Sinan Toprak
KÜRTLERE SALDIRI!
Kürtler o günleri nasıl unutur?Ahmet Altan
Kürt sokağı.../CENGİZ ÇANDAR
PKK ateşkesi İmralı vapuruna mı bağlı?/MURAT YETKİN
İki Mandela ...Ahmet Altan
Baydemir: Kürtçe köy isim tabelalarını asacağız
Kürt meselesi Kürtlerle çözülür/ORAL ÇALIŞLAR
PKK cephesinde ilginç gelişmeler/MURAT YETKİN
Ateşkes ve Referandum.... Günay Aslan
Gerçeği karartmak mümkün mü?/Cahit Mervan
PKK ateşkesi 12 Eylül’ün önünü açacak...Cengiz ÇANDAR
Ahmet ALTAN : Devlet emriyle öldürmek
Mu(n)zur'da Ne İçilir?Şeyhmus DİKEN
BARIŞIN SESİ SEZGİN TANRIKULU’NA;
Yeter artık...Ahmet Altan
BDP'den taraflara ateşkes çağrısı
Baydemir: Lafı dolandırmayalım, Kürt sorununun çözümü bu
KÜRTLER NEDEN “BOYKOT” DİYOR?/N.Mehmet Güler
Baydemir suçlu ise Atatürk de suçludur!
'Evet'in haysiyeti ...Bejan Matur
Kürdistan’ı İstanbul’da kurmayız
Böyle kardeşliğin canı cehenneme
AKP Milletvekili ÖKSÜZ'DEN 'EVET' ÇAĞRISI
Mahmut Alınak/ KÜRT DÜĞÜMÜ NASIL ÇÖZÜLÜR
'Kirli savaş'ta ne 'devlet'e ne 'örgüt'e
'Öcalan serbest kalsın, PKK legal siyasete geçsin!' / Sevilay Yükselir
Ahmet Altan: Türkler ve cellatlık
Abdülmecit Süreci (mi) Geliyor?/Mehmet Serhat Polatsoy
Öcalan vazgeçse ben vazgeçmem....Altan Tan
İki Said, bir Seyid / Şeyhmus Diken
VUVUZELA PAZARI İŞTAH KABARTIYOR
İSRAİL ÖLDÜRÜYOR DA SEN NE YAPIYORSUN?
Şehitler’ ve ‘etkisiz hale getirilenler’ Ayşe Hür
Bu Savaşı Kim İstiyor? Rucan - Keleş
Kürtler özerklik ilan edecek
Buna değer mi?
Gül sordu: Nasıl oldu? MURAT YETKİN
Savaş isteyenlere müjdeler olsun (!)/Mehmet Ali Birand
Kan ve acı: Kürt sorununda son durak...Ali Bayramoğlu
Türk: Kürt Ulusal Konferansı gündemimizde
Terör sorunu demenin sorumsuzluğu/AHMET İNSEL
Devletin zirvesi' fare doğurdu/CENGİZ ÇANDAR
Pasaport Fiyatı İndi
Bir kez daha ‘Kürt Meselesi’ -Ayşe Hür
Kan Siyaseti-Rodi Baz
Rize'de Kürt oldukları için 37 kişi işten çıkarıldı
Nazlı Ilıcak: PKK muhatap alınmalı
Dehşet ve ümit /Ahmet Altan
Yıldız: Savaşın olduğu yerde cenazeler gelir
Tayyip Erdoğan ve şiddetin mantığı-Hasan Cemal
Türkiye Kürt sorununda aklını yitiriyor...Oral Çalışlar
Şemdinli'de büyük çatışma!
Türkiye’nin İki Yüzü! / Şerif Kaplan
Sırada İlk Olmak! Şerefxan Ciziri
Kuşatma, Kılıçdaroğlu ve Kimlik...Xaki G. Bargin
Taraf yazarı Ahmet Altan, 'Galiba bitti' diye yazdı.
Mahkeme: Kürde yumruk atmak serbest
ABD ve PKK cephesinde durum/MURAT YETKİN
Sil baştan/Ruşen Çakır
Kürtler devlete nasıl güvenecekler/Nazım ALPMAN
Gazeteciler: Son perde kapandı
Barış Grubu üyesi 10 kişi tutuklandı
Cihanbeyli'yi sel ve dolu vurdu
3 ülkeye darbe uyarısı
Kabil’in Gölgesi’nde yaşananlar
Tehlikenin adresi: Washington? Diyarbakır? Ankara?/CENGİZ ÇANDAR
Kürt Sorunu Diyen, Kürt Değildi! M.Serhat Polatsoy
Taş çocuk / Bejan Matur
Kürtler ve Türkler-Fikret Yaşar
Azat'ın çilesi
Korkuya Teslim Olmadan Yaşamak
İskenderun-Ahmet Altan
Karadeniz Kürtlere kapatıldı
'Kürt Açılımı'nın açılımı/Candaş Tolga Işık
İsrail ile 'savaşsız savaş'.../CENGİZ ÇANDAR
Apo uyardı: Tasfiye sırası Erdoğan’da/Can Dündar
Türkiye'nin İmparatorluk siyaseti...Recep Maraşlı
Önemli gelişmelere hazır olun..Murat Yetkin
PKK limana indi-Can Dündar
Kürt hareketinin iki boyutu? Oral Çalışlar
Çocuklar Dâhil, Herkese ADALET! Şeyhmus Diken
Sanatçılar barışa yürüyor
Türkiye-İsrail: 'Kan davası' mı?Cengiz Çandar

Zincirlikuyu.net (c) 2005

Haber Tarihi: Cuma, 02 Temmuz 2010 - Saat: 00:23   |   67 kez okundu.
Haberi Yazdır Haberi Yazdır        Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder

Sitemiz PHP-NUKE Tabanlıdır.
Copyright © www.zincirlikuyu.net - Bütün hakları saklıdır!
PHP-Nuke Copyright © 2005 by Francisco Burzi.