Kürt meselesinde her şey göz önünde. Bu nedenle uzun cümleler kurmadan hemen soruyu cevaplandırmaya çalışacağım. Kürt düğümü, yani günlük dildeki adlandırmayla Kürt sorunu yakın ya da pek uzak olmayan bir gelecekte için ancak üç şekilde çözülür:
Birincisi, devlet gidip İmralı’da Abdullah Öcalan ile masaya oturur, meseleyi müzakere eder, birlikte bir çözüm bulurlar. Bu pazarlık masasında ayrılma kararı çıkmaz. Yani Kürtlerin ayrılıp başka bir devlet kurmaları ya da federasyon türü bir yapılanma doğmaz. Kürtler anayasal vatandaşlık, dil ve kültürel haklara sahip olurlar. Çünkü Öcalan, Kürt meselesinin çözümünü Türk devlet çatısı altında, ( üniter devleti, sınırları, resmi dili…tartışma dışı tutarak) demokratik cumhuriyette görmektedir. Bunu şimdi değil on bir yıldır devamlı söylüyor.
Peki bugün için devletin Öcalan’la müzakere masasına oturma ihtimali söz konusu olabilir mi? Nedenlerine girmeyeceğim ama, bence devlet Öcalan’la pazarlık masasına oturmayacak. Oysa şimdi ölümlerin önüne geçmenin en sancısız, kolay ve kestirme yolu budur. Kaldı ki, Öcalan’ın talepleri karşılanmayacak şeyler de değildir.
İkincisi, akıl sahibi hiç kimsenin istemeyeceği en feci çözüm şeklidir. Mesele, 1991’den sonra Yugoslavya’da olduğu gibi kanlı bir iç savaşla çözülür. Şimdi en yakın ihtimal ve yakıcı tehlike korkarım ki budur. Adını vermek istemediğim üç kuvvetten biri, ya da o bu üç kuvvet eş zamanlı olarak savaş düğmesine bastığında Türklerle Kürtler arasında korkunç bir savaş patlak verecek. Buna bu toprakları dehşete ve ateşe boğacak volkanik bir patlama da diyebilirsiniz. İkinci Dünya Savaşı’nda Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombaları bile böyle bir savaş kadar yıkıcı olamaz. Sadece bir kıvılcımın bu koca coğrafyayı yangın yerine çevireceği böyle bir savaşta askerler kışlada namluları bir birlerine çevirecekler. Kürtlerle Türkler akıllarını kaybetmiş bir halde sokaklarda bir birlerini boğazlayacaklar. Silahlı gruplar ev baskınları yapıp kadın erkek, çocuk yaşlı ayrımı yapmadan masum insanları kurşunlayıp balta ve satırlarla doğrayacaklar. Komşu komşuyu katledecek, hamile kadınların karınları süngülerle deşilecek, yüz binlerce, milyonlarca insan ölecek. Sokaklar kan ve cesetlerden geçilmez bir hale gelecek.
Birleşmiş Milletler elbette bu kanlı boğazlaşmaya uzun süre seyirci kalmayacaktır. Başka ülkelerde yaptığı gibi (ABD ve İngiliz askerleri ile) müdahale ederek bu savaşı sona erdirecek ve meseleyi kendince bir çözüme bağlayacak. Ama bu denklemde Devlet ve Öcalan (PKK) olmayacak. Çözüm onlarsız gerçekleşecek. Böyle bir çözümden -kim ne derse desin- Yugoslavya’daki parçalanmada olduğu gibi ayrı bir devlet, Kürdistan devleti doğacak.
Üçüncü çözüm, Türk ve Kürt halkının ayağa kalkıp hükümete siyasal çözümü dayatmasıyla gerçekleşir. Halk can alan bu meselenin silahla değil siyasal metotlarla çözümlenmesini ister. Bunun için sistem dört bir taraftan sivil kuşatmaya alınır. Böylece hükümet ya da hükümetler sokakta ortaya çıkan iradenin gösterdiği istikamette hareket ederek meseleyi çözmek zorunda kalırlar.
Besbelli bu dayatma spontane olmayacaktır. Türk/ Kürt demokratları ve aydınları halkı bu talep etrafında bir araya getirecekler. Bu halde muhatap artık halk ve onun öncü güçleri olacaktır.
Bu ortak iradenin bağrından bölünme/ayrılma değil, enternasyonal bir kardeşlik ve aile ruhu filizlenir. Enternasyonal kardeşliğin gereği neyse buna iki halk birlikte karar verirler. Bence böyle bir durumda ayrılma değil ortaklık/yan yana yaşama iradesi ortaya çıkar.
Peki devlet yönetimini böyle sivil kuşatmaya alacak bir potansiyel var mıdır? Bence vardır. Öyleyse bu güç neden harekete geçmiyor sorusu haklı olarak takılacak zihinlere. Sorunun cevabını yıllardır yaşadığımız tecrübelerden biliyoruz. Legal siyaset, özellikle Kürt legal siyaseti tarihi rolünü oynayamadı ve oynayamıyor. Legal hareket kapsamlı bir sivil mücadele yürütebilseydi bu savaş yeniden başlamazdı. Ne yazık ki Türklerin ve Kürtlerin bir Gandhi’si ya da bir Martin Luther King’i yok. Siyasetçilerimiz insanı isyan ettirecek kadar çok bürokrattırlar.
Sözü daha fazla uzatmak faydasızdır. Tablo ve seçenekler gün gibi ortada. Başka bir yol ya da seçenek de yok. Hepimiz bir yol ayrımındayız. Fazla zamanımız kalmadı. Niyetim ne felaket tellallığı yapmak, ne de kehanette bulunmaktır. Dehşet içinde görüyorum ki, sözünü ettiğim üç kuvvetten birinin atacağı bir işaret fişeği ile ortalık her an kan denizine dönebilir.
Bu bir felaket senaryosu değil alevleri yüzümüzü yakmaya başlayan ölümcül bir yangını haber vermedir. Ya, “Elle gelen düğün bayram.”deyip kan cehennemine yolculuk yapacağız ve boğulacağız; ya da sivil mücadeleyi doruklaştırıp kardeşçe yaşayacağımız mutlu ve özgür bir hayata yelken açacağız. Tercih sizin.
Mahmut Alınak- Kars ve Şırnak eski milletvekili
Radikal2
|